İlyas Canbay (HTML, CSS, PHP, SQL) » Geçmişten Günümüze Birkaç Hatıra…

Geçmişten Günümüze Birkaç Hatıra…

Geçmişten günümüze bir kaç hatıra…

Zile’de eski ahşap bir evde doğmuşum.. Altı yaşıma kadar çocukluğum o evde geçti..

İşte o evden hayal meyal hatırladıklarım…

Evin içinde yarış yapan irili ufaklı korkunç fareler..

Elinde maşa, fareleri yakalamaya çalışan annem..

Tahta merdivenler.. Gıcırdayan zemin.. Yere serilmiş eski püskü birkaç kilim..

Odanın bir ucunda siyah beyaz bir televizyon..

Sabahları horoz ve köpek sesleri…

Bahçede bana dikleşen horoz..

Küspe ve tezek kokusu…

Baharda rengarenk açan güller, sarmaşıklar..

Cıvıl cıvıl öten kuşlar…

Bahar aylarında bahçede resim yapan ressam babam..

Ev sahibinin yanına yaklaştırmadığı elma ağaçları..

Üzerinde yalın ayak koştuğum toprak..

Bir tekerleği yamuk üç tekerlekli bisikletim..

Arkadaşlarım..

Kirayı istemek için kapımıza dayanan ev sahibi…

Altı yaşımda başka bir eve taşındık..

Arkadaşlarından ayrılmış bir çocuğun psikolojisini hemen herkes bilir.. Öyle ki yeni eve taşındığımızda bir hafta ağlayıp sızlamıştım.. Fazla sürmedi, mahalledeki yeni arkadaşlarıma alıştım..

Bizim mahallede her evin bahçesi vardı.. Bahçeler oldukça büyük, yemyeşil ağaçlarla kaplıydı. Arkadaşlarla bahçeden bahçeye atlar, çukur kazar, çadır kurar, ağaçlara tırmanırdık.. Akşamları saklambaç, yakan top oynar; komşuların zilini çalar kaçardık.. Gündüzleri misket, dokuz aylık oynar; başka mahallenin veletleriyle kavga ederdik.. Bizim sokaktan geçen çocukları kovalardık… Rahmetli komşumuzun (nur içinde yatsın) bahçesinden topladığımız ayvaları pazarda satar, para kazanırdık…

Hele hiç unutamam bir türlü uçurtamadığımız o uçurtmayı.. Saatlerce rüzgarın gelmesini beklerdik.. Koşardık koşuşurduk.. Ama bir türlü uçmazdı bizim uçurtma…

Sadece oynamazdık… Çalışırdık da…

Okul harçlığı için pazarda ayran satar, arabacılık yapardım.. Küçücük boyumla onlarca kiloyu el arabasıyla bir kilometre mesafeye taşıdığımı bilirim.. Artık hamballık mı dersiniz ne dersiniz bilmem.. O yıllarda okulda simit satışlarından sorumluydum.. İşte çocukluğumun o dönemi benim için çok faydalı ve eğlenceliydi.. Çalışıp para kazanmayı seviyordum.. Elimden çok iş geliyordu..

İlkokul beşte çok başarılı olmama rağmen bizimkiler, Anadolu Lisesi sınavlarına girmemi istememişti.. Öğretmenim sınava girmemi çok istiyordu ama annem istememişti.. Anneme neden diye sorduğumda yabancı dille eğitim veren bir okulda “Elin ecnebi dilini öğrenip ne yapacan, oğlum?” demişti.. Nerden bilsin bir gün o ecnebi dilini öğreteceğimi, İngilizce öğretmeni olacağımı…

Ayran sattığım günleri saymazsak ilk iş tecrübem, on yaşımda çay ocağında başladı.. Garsonluk yapıyordum.. Tepsi olmadan içi çay dolu dört bardağı ve şekerliği aynı anda taşıyabiliyordum.. Ben işi iyice öğrendikten sonra, bizim usta işten kaytarmaya başladı.. Çay ocağını bana bırakıp evine giderdi.. Henüz on yaşımdaydım ve tek başıma yirmi otuz dükkana çay servisi yapan bir yeri işletiyordum.. Bir tarafta ocakta çay demliyor, diğer taraftan esnafa servis yapıyordum.. O zamanın parasıyla bizim usta günlük 180.000 TL (30 çay parası) veriyordu bana..Ama ücretten memnun olmadığım için bir sonraki yaz orda çalışmadım..

Gelelim kitaplarla olan ilişkime…

Çocukken evin bir odası tamamen kitaplarla doluydu.. Binlerce kitabın yer aldığı bu kütüphanede canım sıkıldığında bir şeyler okurdum.. En çok da tarih kitapları hoşuma giderdi…

Şimdilerde bakıyorum da bizimkiler o kitapların bir kısmını tavan altına kaldırmışlar.. Anneme bazen sinirlendiğimde “kitap düşmanı” diye çıkışırdım.. Yüzlerce sayıdan oluşan dergiler yakılır mı hiç? Neymiş efendim; o dergilerin hepsini okumuşuz, artık işimize yaramazmış.. Evde çok yer kaplıyormuş.. İşte o dergiler kalorifer kazanında yandı, kül oldu; ozon tabakasını delmek üzere atmosfere karıştı… Ama annem eskiden olduğu gibi davranmıyor… Şimdi o da kitaplara ilgi gösteriyor nedense…

Birkaç cümle de ortaokul yıllarımdan bahsedeyim..

O yıllarda okulun beş yüz metre ötesinde Hüseyin Gazi Tepesine çıkardık arkadaşlarla.. Tepenin zirvesinde bir ağaç vardı.. O ağaç bizim için çok değerliydi.. Üzeri dümdüz ve geniş dalları yanlara doğru uzuyordu.. Üzerine çıkması da bir o kadar rahattı.. Oturup doğaya daldığım o ağacı şimdi çok özledim.. Üzerinde namaz kılmaya çalışmıştım ama bunu başaramayınca son çare olarak ezan okumuştum avazım çıktığı kadar..

Şimdi o günleri o kadar çok özlüyorum ki…

……….

Sevgiyle kalın…


İlyas Canbay

Yorum Gönder.

Yorum gönderebilmek için giriş yapmalısınız.