8. SINIF 1. ÜNİTE (FRIENDSHIP) KONU ANLATIMI


ACCEPTING AND REFUSING 

“Accepting and refusing”, İngilizcede “kabul etme ve reddetme” anlamına gelir. Kabul etme ve reddetme ile ilgili ifadeleri görmeden önce, davet etme, öneride bulunma ve teklif etmede kullanılan İngilizce ifadeleri görmenizde fayda var.

WOULD YOU LIKE (TO) …….?

Bu ifade “……-mek ister misin?” anlamını vermek için kullanılır. “Would you like” ifadesinden sonra fiil kullanılırsa “to” eklenir. İsim kullanılırsa “to” kullanılmaz.

Would you like to join us? (Bize katılmak ister misin?)
Would you like some fruit juice?
(Biraz meyve suyu ister misin?)

DO YOU WANT (TO) …….?

Bu ifade de “……-mek ister misin?” anlamını verir. “Do you want” ifadesinden sonra fiil
kullanılacaksa “to” getirilir. İsim kullanılacaksa “to” kullanılmaz.

Do you want to drink something at a cafe? (Kafede bir şey içmek ister misin?)
Do you want some cake?
(Biraz kek ister misin?)

HOW ABOUT ……?  &  WHAT ABOUT ……?

Bu iki ifade “…… -meye ne dersin?” anlamına gelir ve öneride bulunmak için kullanılır.

How about going to the cinema tonight? (Bu gece sinemaya gitmeye ne dersin?)
What about playing soccer?
(Futbol oynamaya ne dersin?)

     Dikkat:  “What about you?” kalıbı “Peki ya sen?” / “Ya sen?” anlamına gelir.

WHY DON’T WE ……? 

Bu ifade fiile “niçin … yapmıyoruz?” anlamını vermek için kullanılır. İngilizcede bir tür
öneride bulunma biçimidir.

Why don’t we have a barbecue next week? (Niçin gelecek hafta mangal yapmıyoruz?)

SHALL WE ……?

Diğer bir öneride bulunma şekli olan “Shall we ……?” ifadesi “…… yapalım mı?” anlamına gelir.

Shall we watch a comedy movie? (Komedi filmi izleyelim mi?)
Shall we have a picnic together?
(Birlikte piknik yapalım mı?)

LET’S ……?

“Let’s …” fiile “Haydi …… yapalım” anlamını katar. “Let’s …” ifadesinden sonra fiil kullanılır.
Bu da öneride bulunmak için kullanılan bir ifade şeklidir.

Let’s meet at the city park at 7 o’clock. (Saat 7’de şehir parkında görüşelim.)


ACCEPTING  (KABUL ETME)

Aşağıda ders kitaplarından alınan bazı ifadeler bulunmaktadır. Bu ifadeler, bir teklifi, öneriyi veya daveti kabul ederken kullanılabilir:

Yes, I would love some.                                  (Evet biraz isterim.)
Sure, that sounds fun!                                    (Elbette kulağa hoş geliyor.)
Yeah, that would be great.                            (Evet bu harika olur.)
Yeah, why not?                                                (Evet neden olmasın?)
Sure, it sounds good/ great/ awesome.      (Elbette kulağa iyi/harika/müthiş geliyor.)
I’m so busy, but I can’t refuse it.                   (Çok meşgulüm ama bunu reddedemem.)
That’s awesome / great.                                 (Bu müthiş / harika.)
That sounds fun / awesome / great.            (Bu kulağa eğlenceli / müthiş / harika geliyor.)
Yeah, sure. Thanks for inviting me.              (Evet tabi ki. Beni davet ettiğin için teşekkürler.)
Of course. Where is it?                                   (Elbette. Nerede?)

Örnek diyaloglar:

Alp       : Would you like to come to my birthday party on Saturday?
Sue      : Sure, I’d love to. It sounds awesome.

Tom     : Would you like to go to the shopping mall in the afternoon?
Kate     : Yeah, that would be great. Let’s meet at 3 p.m. in front of the school.

REFUSING  (REDDETME)

Aşağıdaki ifadeler, bir teklifi, öneriyi veya daveti reddetmek için kullanılabilir:

I’m sorry, but I can’t come over because … .           (Üzgünüm ama gelemem çünkü … .)
I’m sorry I’m going to visit my grandparents.          (Üzgünüm ben büyükannemleri ziyaret edeceğim.)
No, thanks. I’m full / stuffed.                                     (Hayır teşekkürler. Tokum.)
I’d love to but I feel ill.                                                 (Çok isterim ama hasta hissediyorum.)
I’m sorry, but I can’t.                                                   (Üzgünüm ama gelemem.)
I’d love to, but I’m busy.                                             (Çok isterim ama meşgulüm.)
Sorry, but I’m too busy on Sunday.                          (Üzgünüm ama Pazar günü çok yoğunum.)

Örnek diyaloglar:

John    : Shall we have a picnic together?
Susan  : I’m sorry I’m going to visit my grandparents. Maybe another time.

Bill       : Would you like to drink something and chit-chat at a cafe?
Lisa      : I would love to, but I’m going to study for the exam tonight.

Kate     : How about organizing a slumber party at my home tonight?
Leyla    : I’d love to, but I’m too busy tonight. I’m going to finish my project.

APOLOGIZING

İngilizcede özür dilemek için genellikle “Sorry” ifadesi kullanılır. Özellikle bir teklifi, öneriyi veya daveti reddederken özür dilemek için “Sorry” veya “I am sorry” ifadelerini kullanılırız.

Sorry. (Üzgünüm.)
I’m sorry, but … . (Üzgünüm ama … .)
I’m sorry, but I can’t. (Üzgünüm ama gelemem/yapamam.)

Bir teklifi reddederken, özür dileme ifadesinin kullanımından sonra genellikle bir mazeret/bahane ile karşıdaki kişiye açıklama yapılabilir.

I’m sorry I’m going to visit my uncle at the weekend.
(Üzgünüm, haftasonu amcamı ziyaret edeceğim.)

I’m sorry, but I can’t attend the event. I’m going on vacation on April 30.
(Üzgünüm ama etkinliğe katılamayacağım. 30 Nisan’da tatile gidiyorum.)

GIVING EXPLANATIONS AND REASONS

Genellikle bir teklifi, öneriyi veya daveti reddettiğimizde ya da kabul ettiğimizde bir açıklama veya sebep bildirmek gerekebilir. Bir şeyin sebebini sormak için “Why?” (Neden/Niçin?) soru kelimesini kullanırız. Sebep bildirirken “because …” (çünkü …) ifadesini kullanabiliriz. Ancak karşıdaki kişi sebebini sormasa da teklifi reddetme sebebimizi özür dileme ifadesinden sonra belirtmemiz gerekebilir. Ders kitaplarında geçen açıklama, sebep ve mazeret bildiren ifadeleri inceleyelim.

I’m sorry, but I can’t come over because my cousin is coming tomorrow.
(Üzgünüm ama gelemem çünkü yarın kuzenim geliyor.)

No, thanks. I’m full / stuffed. /  I’m not hungry.
(Hayır teşekkürler. Tokum. / Aç değilim.)

I’d love to, but I feel ill. / I don’t feel well.
(Çok isterdim ama hasta hissediyorum. / Kendimi iyi hissetmiyorum.)

Sorry, but I can’t because I have to finish my project.
(Üzgünüm ama gelemem, çünkü projemi bitirmek zorundayım.)

I’d love to, but I’m too busy.
(Çok isterim ama çok yoğunum.)

No, thanks for the invitation. I have a plan with my family.
(Hayır, davet için teşekkürler. Ailemle bir planım var.)

I’m so busy but I can’t refuse it. Because I like sci-fi movies so much.
(Çok üzgünüm ama bunu reddedemem. Çünkü bilim kurgu filmlerini çok severim.)

I’d love to, but I’m going to go on a picnic with my family.
(Çok isterim ama ailemle pikniğe gideceğiz.)

BECAUSE

İngilizcede sebep bildirirken “because” (çünkü) ifadesini kullanırız.

I like watching comedy films because they are funny.
(Ben komedi filmlerini izlemeyi severim çünkü gülünçtür.)

SO

“So” bağlacı “bu yüzden” anlamına gelir ve sonuç bildirmek için kullanılır.

I’m not interested in football, so I don’t want to come to the match with you.
(Futbola ilgi duymuyorum, bu yüzden sizinle maça gelmek istemem.)

BUT / HOWEVER

“But” ve “However” ifadeleri “fakat, ama” anlamına gelir. Birbirine zıt cümleler arasında
zıtlığı belirtmek için kullanılır.

I would like to come, but I don’t know where the concert hall is.
(Gelmek isterim, ama konser salonunun nerede olduğunu bilmiyorum.)

Friends sometimes argue. However, they often get on well with each other.
(Arkadaşlar bazen tartışırlar. Fakat sıklıkla birbirleriyle iyi geçinirler.)

MAKING SIMPLE INQUIRIES

Konuşma esnasında karşıdaki kişi, bir etkinlik veya herhangi bir olay ya da durum hakkında daha fazla bilgi edinmek amacıyla basit sorular sorulabilir.

İngilizcede soru sorma şekli ikiye ayrılır:

1.Wh- sorular: What (ne), when (ne zaman), who (kim), where (nerede), why (niçin), what kind of (ne tür), how (nasıl), how often (ne sıklıkta) gibi soru kelimeleriyle sorulan sorular. Bu tür sorular, doğrudan bilgi verilerek cevaplandırılır. Yani bu tür sorulara Yes/No (Evet/Hayır) ile cevap verilemez.

Ece       : When is your birthday?
Sue      : It’s on 23rd April.

Ali        : What is your favorite movie?
Ted      : It’s Real Steel.

2.Yes/No Sorular: Bu tür sorular genellikle “do/does”, “did”, “am/is/are”, “was/were” gibi yardımcı fiiller cümlenin en başına getirilerek sorulur. Bu tür soruların Türkçedeki karşılığı soru eki “…mi?” ile sorulan sorulardır. Bu sorulara genellikle “Yes/No” ile cevap verilir.

Susan  : Are you busy tonight?
Maria   : No, not at all. Why?

Ada      : Do you have any plans on Sunday?
Kevin   : No, I don’t.

Alper   : Are you doing anything on Saturday night?
Sarah   : Yeah. I’m going to visit my grandparents.

Şimdi İngilizce ders kitaplarında 1.ünitede geçen konumuzla ilgili olan bazı basit soruları inceleyelim.

Are you busy tomorrow evening? (Yarın akşam müsait misin?)
What are you doing tomorrow afternoon? (Yarın öğleden sonra ne yapıyorsun?)
Why? / Why do you ask? (Neden soruyorsun?)
Do you want to come to the shopping mall? (Alışveriş merkezine gelmek ister misin?)
Would you like to come over tomorrow? (Yarın uğramak ister misin?)
Would you like some fruit juice? (Biraz meyve suyu ister misin?)
Where do you want to invite your friends? (Arkadaşlarını nereye davet etmek istersin?)
What should Burak bring with him? (Burak yanında ne getirmeli?)
Who is the sender? (Gönderen kim?)
Who is the receiever? (Alıcı kim?)
What is the event? (Etkinlik ne?)
What time does the event start? (Etkinlik saat kaçta başlar?)
Where is the tournament? (Turnuva nerede?)
Do you have any sister/brothers? (Senin hiç kardeşin var mı?)
What type of movies do you watch? (Ne tür filmleri izlersin?)
What is your favorite color? (Favori rengin ne?)
What type of music do you listen? (Ne tür müzik dinlersin?)
Who is your favorite singer? (Favori şarkıcın kim?)
Which team do you support? (Hangi takımı destekliyorsun?)
What are your hobbies? (Hobilerin neler?)
Which subjects do you like at school? (Okulda hangi dersleri seversin?)
How do you refuse your friends’ requests? (Arkadaşlarının ricalarını nasıl reddedersin?)
Where do you generally invite your buddies? (Arkadaşlarını genellikle nereye davet edersin?)
What is your best excuse? (En iyi bahanen nedir?)
What do they like doing with their friends? (Onlar arkadaşlarıyla ne yapmayı severler?)
Are you doing anything at the weekend? (Hafta sonu bir şey yapıyor musun?)
What are you doing tonight? (Bu gece ne yapıyorsun?)
Do you have any plans on Sunday? (Pazar gününe planların var mı?)

What do you like doing with your family? (Ailenle ne yapmayı seversin?)
What would you like to have? (Ne almak istersiniz?)
May I take your order? (Siparişinizi alabilir miyim?)
Would you like to have a dessert? (Tatlı almak ister misin?)
Would you like anything to drink? (Bir şey içmek ister misiniz?)
What would you like to eat? (Ne yemek istersiniz?)
Where is it? (O nerede?)
When is it? (O ne zaman?)
What’s the event/activity? (Etkinlik ne?)
What’s her excuse for refusing the invitation? (Onun daveti reddetme sebebi nedir?)
What kind of movie do they decide to see? (Onlar ne tür bir film izlemeye karar verir?)
What time are they meeting? (Onlar saat kaçta buluşuyorlar?)
What’s the name of the school? (Okulun adı ne?)
How can people get more information? (İnsanlar nasıl daha fazla bilgi edinebilirler?)
What’s the deadline for joining the event? (Etkinliğe katılmak için son tarih nedir?)
What type of reunions are there in Turkey? (Türkiye’de ne tür bir araya gelme etkinlikleri var?)
What do people usually do at reunions? (İnsanlar tekrar bir araya gelme etkinliklerinde genellikle ne yaparlar?)

Yorum yaz

Your email address will not be published.


*

error: